Yatakta Telefonu Bırakamayanlar Kulübü

Yatak odasındaki en büyük rakiplerden biri artık başka bir insan değil. Telefon. Bir el partnerde, diğer el bildirimlerde. En yakın olmanız gereken anda titreyen ekrana bakan insanlar sonra “Biz neden soğuduk?” diye soruyor. Cevap bazen yastığın yanında duruyor ve şarjı yüzde seksen.
Eskiden işler daha basitti. Kapı kapanır, ışık kısılır ve dünya bir süreliğine dışarıda kalırdı. Şimdi ise dünya telefonla birlikte yatağa giriyor. Hikâyeler izleniyor, mesajlara bakılıyor, sosyal medyada birkaç dakika diye başlayan gezinti uzayıp gidiyor. Partneriniz yanınızda ve siz Twitter kavgasının on yedinci cevabını okuyorsunuz. Bu ilişki değil, ekran bölünmesi.
Mesele yalnızca dikkatin dağılması da değil. Özellikle gece saatlerinde parlak ekranlara uzun süre bakmak uykuya geçişi zorlaştırabilir ve yatmadan hemen önce sürekli bildirimlerle uğraşmak zihnin sakinleşmesine pek yardımcı olmaz. Cinsellik açısından ise daha basit bir problem var: İlginizin sürekli telefona kayması, partnerinizle kurduğunuz yakınlığı kolayca bölebilir. Bazen libidoyu açıklamak için hormon hesabına gerek yok; dikkatiniz başka yerdeyse zaten odada tam olarak değilsiniz.
Çözüm teknolojik değil. Telefonu yatağın dışında bırakmak, başka bir yerde şarj etmek veya uyumadan önce kendinize ekransız bir süre ayırmak yeterli olabilir. Bunun mutlaka otuz dakika olması da gerekmiyor. Önemli olan yatağa girdikten sonra her titreşimde refleks olarak ekrana uzanmamak. Dünya siz birkaç dakika çevrimdışı kaldınız diye durmayacak.
Telefonu tamamen bırakamıyorsanız en azından birlikte geçirdiğiniz zamanın sınırlarını belirleyin. Çünkü bazen en lüks yatak odası aksesuarı yeni bir oyuncak, pahalı bir mum veya özel bir ışık değil; bölünmeyen birkaç saat. Üstelik bedava. Telefonu bırakamayanlar kulübünün üyeliğini iptal etmek için de tek gereken şey ekranı kapatmak.








