O an göz göze geldiklerinde her şey bitti aslında.
Dudakları yarrağın etrafında kayarken, dili öyle ustalıkla dönüyor ki adamın bütün iradesi ağzının içine çekiliyor. Derinlere iniyor, boğazına kadar alıyor, geri çekilmiyor – sanki yutmakla yetinmiyor, ruhunu da beraberinde aşağı indiriyor.
Lavuk titriyor, elleri saçlarında, nefesi kesik kesik…
Ama kontrol onda değil artık.
Her emişte biraz daha boşalıyor, biraz daha eriyor.
Gözleri kayıyor, inlemeleri boğuklaşıyor, sonunda sadece “lanet olsun” diye mırıldanabiliyor.
Kadın kalktığında dudakları şiş, çenesi ıslak, gözlerinde zafer var.
Adam ise koltukta yığılmış, boş bakışlarla tavana bakıyor – ruhu hâlâ o sıcak, ıslak ağzın içinde sıkışıp kalmış gibi.
O yarrak emilişi değil, resmen ruh emme seansıydı.
Ve lavuk bunu asla unutamayacak.